Eve yeni alınan dolapta ârıza olmuş. Evin önündeki otobüs durağında her otobüs duruşunda dolabın kapağı açılıyormuş. Evin hanımı durumu kocasına farkettirmeden bir gün eve tâmirci çağırmış. Tamirci dolaba bakmış ama ârızayı bulamamış.- Abla, demiş, böyle dışarıdan olmuyor. Ben şu dolabın içine gireyim, otobüs gelsin, kapının nasıl açıldığını göreyim.Sonra da dolabın içine girip beklemeye başlamış. Tam o sırada kadının kocası eve gelmiş. Evde birinin olduğunu farkedip şüphelenerek dolabı açmış. Bir bakmış tâmirci. Birden küplere binmiş.- Ne arıyorsun burada, sen kimsin?- - Cevap versene, ne yapıyordun burada?- Âbi şimdi sana burada otobüs bekliyordum desem inanacak mısın?
Temel bir gün kahveye girmiş. Üstü başı yırtıkmış.
Ne oldu diye sormuslar.
Temel: "-Kaynanamı gomduk." diye cevap vermiş.
Kahvedekiler: -İyi de bu halin ne?
Temel: -Biraz direndi de.
Hasta, doktora derdini anlattı:
- Sabahları bir türlü yataktan kalkamıyorum. Canım çalışmak da istemiyor.
- Şikayetiniz bunlar mı?
- Evet.
- Bunun adı tembellik.
- Biliyorum, doktor. Ama patronuma hastayım demek için bunun Latince bir adı yok mu?
- Şu anda ne düşündüğünü söyler misin, Recai?
- Senin düşündüğünü düşünüyorum, Belma...
- Hele bir dene! Hemen sesimi yükseltir, annemi çağırırım.
Temel'le İdris meyhaneye girdiler.
Rakılar geldi...
Yarım saat sonra İdris sordu:
- Söyle pakayum, bir bir daha ne eder?
- İçi, dedi Temel.
İdris bıçağını çekip Temel'e sapladı.
Karakolda komiser gürledi:
- Arkadaşını neden öldürdün?
İdris içini çekti:
- Çok şey pileydu!